GONCA CİLASUN“ANADOLU’NUN BÜTÜNÜNE BAKTIĞIMIZDA HACER GİBİ KADINLARI ÇOK SIK GÖRÜYORUZ”
- gizem yıldız
- 30 May 2025
- 4 dakikada okunur

Sefirin Kızı’nda Halise Efe’yi izledik, 5 sokak çocuğun hikayesini anlatan, her hafta seyirciyi dramdan drama sürükleyen Ateş Kuşları’nın Hacer’isiniz. Hacer nasıl bir kadın?
Kendisini abisine ve erkek kardeşine adamış, çevremizde çok sık gördüğümüz, alışık olduğumuz kadınlardan biri. Halise Efe’de öyleydi. Kendi hayatından vazgeçmiş, aile bildiği abisi ve kardeşi için yaşamış. Bu nedenle hayatı boyunca hiç evlenmemiş, kimseye dönüp bakmamış. Anadolu’nun bütününe baktığımızda bu manzarayı yansıtan birçok kare görebilirsiniz.
Bir kadın olarak bu durum size nasıl hissettiriyor?
Benim için çok zor. Ben de maalesef fedakarım, çünkü bizim mayamızda var. Başka türlü yaşamayı bilmiyoruz. Aksi hali yanlışmış gibi öğretilir. Anne ve babanız hastaysa, kız evlat olarak sizin bakmanız gerekir, kardeşleriniz yalnızsa siz başlarında durursunuz. Başka türlü bir yaşamı beceremeyiz. Fedakarlık, kendi hayatından çok onların hayatını yaşamak esastır. Zamanla aynada kendimize baktığımızda, görüyoruz ki, biz yokuz. Hayatımızı feda ediyoruz.
Belki de iki sezondur en ağır hikayeyi anlatıyorsunuz. Setten çıktıktan sonra hayatın akışına dahil olmakta zorlandığınız oluyor mu?
Bizi çekimlerimiz daha steril bir alanda gerçekleşiyor. Konakta yaşıyoruz. Daha seçkin, daha konforlu yaşam standartlarına sahip olmamızı sağlıyor. Senaryoyu okurken durum başkalaşıyor. Çok zaman ağladığımı biliyorum. Sokak çocuklarıyla yan yana sahnemiz çekildiğinde, duygu olarak sahne ağır geçiyor. Bu sezon özellikle Ali’nin fedakarlığını öğrendiğimiz sahne beni darmadağın etmişti.
Gün içinde yanından hızlı adımlarla geçtiğimiz, çoğumuzun görmediği sokak çocuklarını anlatıyorsunuz. Böyle bir hikaye anlatıyor olmak, hayata, sokaktaki çocuklara bakış açınızı nasıl değiştirdi?
İtiraf ediyorum; ben en başından beri sokak çocuklarıyla selamlaşan kadınlardanım. Sabahın kör vaktinde sokağı süpüren çöpçüyle de, yarı beline kadar çöpün içine girmiş kadın veya çocukla da konuşurum. Yardıma ihtiyacı olup olmadığını sorarım, kolaylıklar dilerim. Bu nedenle, çok yadırgadığım bir durum değil, ama güzel olan şey, eskiden benim farkımda değillerdi, şimdi farkındalar. Hacer Hala diye beni selamlıyorlar.
Belki de size böyle bir hikayenin gelmesi tesadüf değil.Çok mümkün. Onlar bizim dokunamadığımız, sarılamadığımız çocuklar.
Oyunculuğa 2010 yılında, profesyonel olarak başlamışsınız. Öncesinde neler yapıyordunuz?
Öncesi biraz daha renkli ve hareketli… Televizyon ana haber spikerliğinden başlayarak, Ankara’daki birçok radyonun kuruluşuna kadar çeşitli işler de yer aldım. Haber sundum, organizasyon şirketi kurdum, İstanbul’da sanat eğitimi verdim.
Bugüne kadar birçok hikaye anlattınız, karaktere can üflediniz. En çok hangisi sizi etkiledi?
Bunu söylemek çok zor. Karagül’deki Fikriye karakteri benim için çok özel bir kadındı. Sokakta Fikriye’nin boynuna atlayıp, kendi yaşanmışlıklarından bahsediyorlardı. O kadınlara dokunabilmek çok özeldi. Halise Efe de benim için çok özel bir karakterdi. Evlatları için kendi yaşamını öteleyen ve kendi doğrularını direten bir kadının kırılma noktasının, yine evlatlarının mutluluğu olması benim için çok kıymetliydi.
Kadın hikayelerinde yer almayı seviyorsunuz…Çok, kadın olmazsa hayat olmaz.
Oyunculuğa olan tutkunuz ilk ne zaman başladı?
Oyun oynamayı hep sevmişimdir. Çocukken mahalle arkadaşımla oynarken, borazan çiçeklerini ahize gibi kullanıp, başka ülkelerde, baka insanlarla konuşuyordum. İzlediğim filmlerdeki çocukları taklit ederdim. Lisedeyken oynadığımız oyunun adı Kurban’dı. Ben de orada Zehra’yı oynuyordum. Küçücük bir çocukken kurban edilen bir kız çocuğunu oynadım. Ağır bir tragedyaydı.
Birçok meslekle uğraştım dediniz, bir gün başka bir yolculuğa başlayacak olsanız, Gonca’nın mesleği ne olsun isterdiniz?
Aşçı, terzi, menajer, dalgıç olabilirim. Dalmayı, suyun altını çok seviyorum. Dünyada her şey bir oyun ve bu size mutlu olma imkanı sunuyor. Kötü şeyler olmaya devam edecek, ama hayatımızın bir tane olduğu gerçeğini unutmadan hareket etmeliyiz.
Bir senaryonun içindeki karakteri canlandırıyorsunuz, ama onu ekran önüne sunan sizsiniz. Hikaye anlatıcısı olmak sizin hayatınızda nasıl bir yere sahip?
Ben oyunculuğu, her defasında bir başkası olma özgürlüğünü tanıdığı için çok seviyorum. Bu yaşımda ben oyun oynuyorum. Her dakika ciddi olmam gerekmiyor. Şımarabilirim, rahat davranabilirim, başka bir kadın olabilirim. Bütün bunlar için gözlem yapıyorum. Ben hala toplu taşıma kullanıyorum, çünkü insanların içinde olmayı çok seviyorum. Bu sayede bir sürü karakter canlandırabiliyorum, kadınları başka türlü nasıl anlatabilirim ki?
2010 yılından bu yana aralıksız bir tempoda oyunculuk yapıyorsunuz. Özellikle son yıllarda oyunculuğa olan ilgi fazlasıyla arttı. İlk oyunculuğa başladığınız dönemle, şuan ki döneme baktığınızda nasıl bir sektör ve nasıl oyuncular görüyorsunuz?
Dijital hayatımıza girdi, sosyal medya hayatımıza girdi. Eskiden kanal sayısı vardı ve belirli işler oluyordu. Sinemanın sınırları belliydi. Şimdi herkes, her şeyi yapabiliyor. Azıcık merakınız varsa, kendi filminizi bile çekebilirsiniz. Ben bu işe ilk başladığımda Işık Yenersoy’u aramıştım. Sınava girmek için yardım istemiştim. Şimdi böyle bir şeyi söylesem gülerler. İnternet diye bir şey var. Ben bu değişime şahitlik ettiğim için çok mutluyum. İnşallah uzaya gidildiğini de görürüm.
Hikayelerin dönüm noktalarını, kırılma anlarını anlatıyorsunuz. Sizin kendi hayatınızda işte kendimi keşfettim dediğiniz bir yer var mı?
Eğer bir tane kırılma noktası söylersem hem kendi hayatıma hem de hayatımdaki insanlara haksızlık etmiş olurum. Bu mesleği seçmek için karar vermem gerekiyordu. Daha önce Hacettepe Rehberlik ve Danışmanlık Bölümü’nde okuyordum. Orayı bıraktım ve şirkette çalışmaya başladım. Orada da yapamayacağımı anlayınca oyuncu olmak istediğime karar verdim. Ve sınava girdim. Sınav o kadar zordu ki, ama ben o sınavı kazandım. Eğer karar verirseniz, vazgeçmezseniz ve bir şeyler yapmak için üşenmezseniz sonuç alırsınız. Hayatımdaki büyük dönüm noktalarından biri de, bir süre sonra oyunculuğu bıraktım ve aşık oldum. Aşkı seçtim, ama sanat mikrobu o kadar farklı bir şey ki başka bir şey yapamayacağımı anlayınca oyunculuğa geri döndüm.
İyikileriniz mi daha fazladır yoksa keşkeleriniz mi?
İyikilerim çok var. Say say bitmez. Bulunduğum hayata, menajerime, sizinle burada bulunmama, sağlıklı olmama iyiki diyebiliyorum. Şuan mutlu bir ülkedeyim. Şuan halihazırda savaş yaşayan ülkeler var. Hayata bu şekilde bakarsanız iyikileriniz daha çok olur.
Televizyona dizi yaparken bir anda çok sevilirken bir bölüm sonra eleştirilebiliyorsunuz. Gelen eleştiriler sizi etkiler mi?
Eğer bir karakter için çalışıyorsak; yönetmenimle, senaristimle, karşılıklı oynadığım oyuncularla bir karara vardıysam yapılması gerekeni yapıyorumdur. Bireysel bir iş yapmıyoruz. Kolektif bir iş yapıyoruz. Böyle işlerde bencil davranma hakkını kendimde tanımam. Diğer insanlarla bir karar verdiysek, gelen eleştirileri doğru okumam lazım. Herkes Halise’ye çok kızıyorlardı, ama anne olan yönüne hak veriyorlardı. Oynadığınız karakterlerin haklılığına inanmazsanız, seyirciyi buna inandıramazsınız.
İyi bir oyuncusunuz, peki iyi bir izleyici misinizdir?
Bu konuda fena sayılmam. Özelikle iyi filmi kaçırmam, televizyonda da arkadaşlarımın bulunduğu işleri izlemeye gayret gösteririm. Bir tek haber izlemiyorum.
Gerçekleşmesini uzun zamandır beklediğiniz, olduğunda havalara uçacağınız bir hayaliniz var mı?
Birkaç alanda dalış yapabilmeyi çok istiyorum. Kuzey ışıklarını henüz göremedim. Onları görmek istiyorum. Bir de sevdiğim birkaç kız arkadaşımla, kız gezisi yapmak istiyorum.




Yorumlar